|
Pazar, 02 Ocak 2011 |
|
2010 yılını bitirip 2011 yılına girdiğimiz şu günlerde önümüzdeki on yıl boyunca bilişim dünyasında neler olabileceği konusunda tahmin yürütmeye çalıştım. Tahminlerimin kendimce mantıklı temelleri olsa da zaman beni büyük oranda yanıltmaktan geri durmayacaktır. Ama eğer yanılmazsam "Ben demiştim" diyebilmek için tahminlerimi yazmak istedim.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazartesi, 20 Aralık 2010 |
|
İnsanı başarıya götüren yolda en önemli parametrelerden birinin motivasyon olduğunu düşünüyorum. Motive olan bir insan bir konuya çok daha uzun süre ve aralıksız olarak odaklanabiliyor.
Bu odaklanmanın sonucunda ise mutlaka çözüm ya da başarı elde ediliyor. Bu noktada Einstein'ın "Çok zeki olduğumdan değil, sadece sorunların üstünde daha çok duruyorum." sözünü hatırlamakta
fayda var. Einstein bile sorunları çözmek için uzun süre odaklanmaya ihtiyaç duyuyordu.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Cumartesi, 11 Aralık 2010 |
|
Geçenlerde çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir insanla uzun bir aradan sonra buluşma ve konuşma fırsatı buldum.
Akıl defterim yanıtını onda bulmayı umduğum sorularla doluydu. Ayrıca nasıl karşılayacağını merak ettiğim yeni fikirler,
yeni projeler vardı zihnimde. Söyleyeceklerimi, soracaklarımı bir sıraya koymaya çalışıyordum yanına giderken. Kabardığında beni
mutlaka başarıya ulaştırmış olan o heyecan duygusu ve tutku ile doluydu içim.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Çarşamba, 08 Aralık 2010 |
|
İki yanı sık çam ağaçlarıyla çevrili patikadan tepeye doğru tırmanıyordu Ali. Üç saatten uzun süredir yoldaydı, neredeyse öğle olmalıydı ama dört yanı saran
sisten ne güneş görünüyordu ne de gökyüzü. Ayaklarının iyice yorulduğunu hissediyordu artık. Yine de doğanın o kusursuz ve dingin düzeni ona huzur veriyor
"Durma, devam et!" diyordu. Bitkiler Ali'yi kendilerinden ayırmıyor gibiydiler. Sanki onu dinliyor, onu izliyorlardı.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazartesi, 06 Aralık 2010 |
|
Geçen hafta 4Primes Ankara çalıştayı dolayısıyla yakın dostlarım Ankara'daydı. Çalışmaya başlamadan önce oy birliğiyle biraz eğlenelim dendi.
Artık bir Ankaralı sayılan bendenize de geceyi organize etme görevi düştü.
Çok gezen biri değilim. Öyle çok fazla yer bilmem bu yüzden Ankara'da. Düşününce aklıma Sakarya Caddesi'nde bulunan Nil Bar geldi. Daha doğrusu
o barda çalan bir süre önce dinlediğim Mezozoik isimli grubu hatırladım. Kuzenim üniversiteyi Ankara'da okuduğundan eğlence yerlerini iyi bilirdi.
Buraya da beni ilk kez o getirmişti. "Amcalar" çalıyor derdi. Ben de ak düşmüş saçlarıyla bunca gümbürtü çıkarabilen bu gruba hayran oluvermiştim
daha ilk dinleyişimde.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Çarşamba, 17 Kasım 2010 |
|
Her sıradan insan gibi kendimce bir şeyler düşünüyorum ben de. Bazen bir önerme yakalıyorum; geçmiş bilgilerimle kıyaslıyorum; bir sonuca varmaya çalışıyorum. Hatta öyle zamanlarım olur ki hiç işim olmasın, aralıksız saatlerce düşüneyim isterim. Bu istek medeniyetimizin ivmelenmesinde önemli rol oynayan insanoğlunun ateşi bulması sonrasında geceleri uyumayıp hayal kurmasının evrim sürecinde bana bir şekilde aktarımı olabilir (Olmayabilir de... Bu konuda uzman olmadığım için kesin yargıda bulunup taşlanmayayım sonra).
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazartesi, 15 Kasım 2010 |
|
O pazar günü kilise en kalabalık günlerinden birini yaşıyordu. Hararetle konuşan papazın sesi kilisenin bakımsız pencerelerinin aralıklarından sızan dağ rüzgarının uğultusunu bastırmaya çalışır gibiydi. Piyer de diğer köylüler gibi can kulağıyla papazı dinliyor ve vaad edilen cennetin güzelliğini hayalinde canlandırıyordu. Büyülenmiş gibiydi herkes. Şarap ve hurilerin çekiciliği Piyer'i bu dünyadan alıp götürmüştü. Ölürse cennetlik olacağını söylüyordu papaz. Cennet bu dünyada sahip olamayacağı her şeydi. Oraya gitmek için tek koşul kafirlere karşı savaşmaktı. Onlara karşı savaşacak ve onları cehenneme gönderecekti. Gözlerini kapattı, serin rüzgarla saçılan çiçek kokuları geldi burnuna. Taze taze bahar çiçekleri... Yumuşak beyaz ellerin dokunuşları sonra... Cennetlik olacaktı Piyer. Huzurla doldu içi. "Kafirler cehennemi boylayacak" dedi Piyer. "Evet boylayacak" dedi. "Hem de hepsi..."
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Salı, 24 Ağustos 2010 |
-
localhostta public private key ikilisi oluşturulur.
ssh-keygen -t dsa
-
remote hostta .ssh dizini yaratılır.
mkdir .ssh
-
localhosttaki public key remote hosttaki authorized_keys dosyasına eklenir.
cat ~/.ssh/id_dsa.pub | ssh <user>@<remote-host> "cat >> ~/.ssh/authorized_keys"
-
eğer çalışmıyorsa dosya izinleri kontrol edilir. gerekiyor ise chmod ile gerekli izinler verilir. olması gereken izinler:
(remotehost)
.ssh 700
.ssh/authorized_keys 600
(localhost)
.ssh 700
.ssh/id_dsa 600
.ssh/id_dsa.pub 644
|
|
|
Cumartesi, 24 Ekim 2009 |
bir yazımda gcc -D parametresi kullanarak debug satırlarının yalnızca debug modunda derlenmesini sağlayabileceğimizden bahsetmiştim. örnek olarak debug için kullanacağımız satırları aşağıdaki şekilde tanımlarsak:
#ifdef __debug__
printf("Uygulama modu: debug");
#endif
kodu gcc -D__debug__ parametresi ile derlediğimizde bu satır derlenecek ve çalışacak, aksi halde derlenmeyecektir. release modu için -D parametresini vermememiz yeterli olmakta. böylece release modunda bu satır hem boyut hem de performans açısından uygulamaya bir yük getirmiyor; çünkü bu modda bu satır derlenmiyor.
geçen zaman içerisinde debug loglarımı daha düzenli hale getirmek istedim. bu amaçla içinde bulunulan metod adını ve mesajı parametre olarak alan bir metod hazırladım. bu metod aldığı parametreleri uygun şekilde formatlayarak standart çıktıya yazıyor.
#ifdef __debug__
/*!
* External method for debugging. Use this method to print out debug messages.
*/
extern void Debug(const char *aMethod, const char *aMessage){
printf("\nCANAVAR.DEBUGGING.ENGINE: In Method '%s': %s", aMethod, aMessage);
}
#endif
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Salı, 13 Ekim 2009 |
|
kokun muydu saçlarıma sinen? bıraktım onları bir makasın ellerine,
zalim en az senin kadar. bir serin özgürlüktür şimdi yüzüme çarpan ve
ufukta ellerin bir bilinmezi saran. asiydim ya dindim şimdi, bir deniz
gibi fırtınasını özleyen. elimde saçlarım hayalini seyreder oldum
bu boş odada. ya bu şehir? baharı mıydı bu şehri bana sevdiren? kış gelince
terk etti sanki herkes bu evi ve bu şehri. yalnızlığımdır şimdi doğan her yeni
güne ve yanımdaki boş yastığa. saçlarımı serdim üzerine. şimdi ne yana baksam sen.
fırtınamla boğmak ister oldum sardığın bilinmezi. yanında sen... elbet kopacak
fırtınam, insanlar geri dönecekler bu şehre ve yeniden bahar doğacak üzerime
ama ufukta hep sen, yine sen... |
|
|
Cumartesi, 06 Haziran 2009 |
|
evrimdeki son sıçramanın üzerinden otuz yıl kadar geçmişti. ortaya çıkan yeni türün üyeleri varlıklarını sesli biçimde dile getirmeseler de fark edilmeye başlamışlardı. insanlara özgü şekilde çoğalmışlar, sayıları artmıştı. ama artan bu sayı çoğalan soruları da beraberinde getiriyordu. insanları bir arada tutan kutsallar yeni tür üzerinde hiçbir etki bırakmıyordu. insanlar inançlarıyla varlıklarını açıklayabildikleri, hayatlarını anlamlandırabildikleri halde yeniler için durum aynı şekilde değildi. amaçsız kaldıkça çoğalmanın anlamsızlığını sezmekteydiler. öyle ki artışları artık durma noktasına gelmişti. insanların kutsallarına karşı ilgisizlikleri ortada hiçbir ortak nokta bırakmıyordu. insanları bir arada tutan din ve milliyet gibi olguların anlamsızlığını fark edebilecek sıçramaya maruz kalmışlardı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 1 - 11 Toplam: 28 |